Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 14 °C
Çok Bulutlu

Kuzey Irak Gezisi-1 Gözü gönlü Türkiye’de olan yeni bir Dubai

11.09.2025
237
A+
A-


Türkiye’nin güneyinde halkının gözü gönlü Ankara’ya dönük yeni bir Dubai yükseliyor. Bahsettiğim bölge resmi adıyla Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY). Bölgenin fiili başkenti Erbil lüks yaşam alanları, güvenli sokakları, halkının Türkiye’ye olan ilgisi ve sevgisiyle bölgenin yükselen yıldızı olma yolunda. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen ay Erbil’e yaptığı resmi ziyarettin ardından iki günlüğüne (18-19 Mayıs 2024) bölgeyi gezdim. Sokaktaki insanlarla, esnafla ve iş insanlarıyla görüştüm. Günlük hayatı gözlemledim. Türkiye’ye yönelik tutumlarını anlamaya çalıştım. Habur Sınır Kapısı’ndan karayoluyla bölgeye geçmeden önce içimde açıkçası bazı tedirginlikler vardı. Bunların ne kadar gereksiz ve yanlış olduğunu bu kısa zaman zarfı içinde anladım. Bu yazıyı kaleme almadan önce bölgeden çektiğim videoları ve fotoğrafları gönderdiğim arkadaşlara “burası neresi olabilir” diye sordum. Hiç kimse doğru yanıt veremedi. Erbil dediğimde ise önce inanmadılar sonra şaşırdılar. Kimse böylesine modern bir kentin ve lüks yaşamın IKBY’de olabileceğini tahmin edememişti. Yanı başımızdaki bir bölge hakkında bu kadar cahil ve önyargılı olduğumuz için üzüldüm.

Kozmopolit Bir Bölge

2005 yılında Irak Anayasası ile özerk bir yönetim statüsü kazanan bölgenin adı Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) olsa da burası sadece Kürtlerin yaşadığı bir coğrafya değil. Konya ilimizden biraz daha büyük olan bu coğrafyanın demografik yapısı oldukça zengin. Kürtlerin yanı sıra, Araplar, Türkmenler ve Süryaniler gibi birçok etnik kimlik, Müslüman, Hristiyan, Yezidi gibi farklı dinler bir arada yaşamakta. Yaklaşık 6,5 milyon nüfusu olan bölgede etnik grupların oranları konusunda tartışmalar olsa da en kalabalık grup Kürtler. Ancak Kürtler de tek bir parça değil. Tarihsel olarak iki büyük siyasi, dilsel ve sosyal oluşum var. İlki Barzani ailesinin hakim olduğu Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) çevresinde kümeleniyor. Ülke yönetiminde de söz sahibi olan bu parti ve taraftarları daha çok Kürtçe’nin Kurmanci lehçesini konuşmakta. Barzaniler, Nakşibendi kökenli, daha muhafazakâr bir dünya görüşüne sahipler. Coğrafi olarak da, siyasal ve sosyal ilişkilerde de Türkiye’ye daha yakın durmaktalar. İkinci büyük oluşum ise İran sınırına yakın Süleymaniye bölgesinde etkin olan Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB). Saddam Hüseyin sonrası cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan eski Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin ailesinin hakim olduğu bu partinin taraftarları daha çok Kürtçe’nin Sorani lehçesini konuşmakta ve ülke standartlarına göre daha seküler bir dünya görüşüne sahipler. Terör örgütünün son zamanlarda KYB bölgesinde görünürlüğünün ve etkinliğinin artması Türkiye tarafından dikkatle izlenmekte. Tabii bütün bunların dışında bu Kürt yönetim bölgesinde başka önemli siyasi oluşumlar da var. 10 Haziran’da yapılacak Parlamento seçimlerine şu ana kadar 38 siyasal parti başvuruda bulunmuş. Kürt siyasi oluşumları dışında 11 farklı Türkmen partisi, Keldani ve Süryani partileri ya da dini, ideolojik yönleri ağır basan diğer partiler mevcut. En sol partilerin dahi yöneticilerinin dinle olan ilişkisinin sıkı olduğunu da not etmek gerekiyor. Yol boyu durduğum birçok dinlenme tesisinde yolcuların namaz kılmak için mola verdiğini gördüm.

Sanılanın Aksine Son Derece Güvenli Bir Bölge

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki IKBY son derece güvenli bir bölge. Bölge içinde seyahat ederken her kente veya kasabaya giriş ve çıkışta “Saytara” adı verilen güvenlik noktalarından geçiyorsunuz. Peşmerge güçleri burada tüm arabaları durduruyor; geçmek için bazen sadece bir selam vermek yeterli oluyor, bazen de kimlik veya pasaport soruyorlar. Yolculara karşı tavırları genellikle nazik. Ancak daha sonra konuştuğum yerel halktan insanlar karakollardaki muamelelerin oldukça sert olduğunu ve bu nedenle kimsenin kolay kolay suç işlemeye yeltenmediğini söylüyor. Böylesine bir caydırıcılık bölgede şiddet ve kan davası olaylarının azalmasına önemli katkı sağlamış. Fakat kadına yönelik şiddet hala aile içi bir mesele olarak görüldüğünden bu konuda daha alınacak çok mesafe olduğu dile getiriliyor.

Erbil’in huzur ortamı Irak merkezi hükümetine bağlı bölgelerde yaşayan Arapları da cezbediyor. Son yıllarda çok sayıda zengin iş insanı, tüccar Erbil’e göç etmiş. Bu durum şehirdeki Arap nüfusunun her geçen gün artmasına neden olmakta. Ayrıca dünyanın dört bir yanından Erbil’e doğru bir göç var. İş için gelen Batılılar daha çok Hristiyan mahallelerinde ya da şehrin Amerikan Köyü, İspanyol Köyü gibi lüks yerleşim alanlarında yaşarken, Suriyeli birçok Kürt de kentin çevresindeki kamplarda ya da semtlerde yaşamakta. Erbil’de bu değişimi sokaklarda ve ticaret merkezlerinde görmek mümkün. Yeni açılan lüks mağazalar, kafeler ve restoranlar göçle birlikte artan kozmopolit yapının bir göstergesi olarak dikkat çekiyor.

İç güvenlik konusunda büyük bir mesafe alınmasına rağmen, geçtiğimiz Ocak ayında İran’ın, Erbil kentinde MOSSAD’a ait olduğunu iddia ettiği hedefleri füzeyle vurması, zihinlerde soru işaretleri oluşturdu. Bu olay bölgedeki jeopolitik gerilimleri ve dış tehditleri bir kez daha gözler önüne serdi. Ancak günlük hayata bunun bir yansıması pek olmamış gibi; çarşı pazar işlek, gece vakti sokaklar, kafeler, restoranlar cıvıl cıvıl dolu. Erbil’in canlı gece hayatı güvenliğin sağlandığı bir ortamda insanların rahatça sosyalleşebildiği ve eğlenebildiği bir şehir olduğunun en iyi göstergesi.

Yeni Dubai Yanı Başımızda Kuruluyor

Bölgedeki güvenlik ve istikrar, aynı zamanda ekonomik kalkınmayı da beraberinde getiriyor. Yeni yatırımlar, inşaat projeleri ve artan yeni iş olanakları, IKBY’yi bölgenin en dinamik ve gelişen bölgelerinden biri haline getiriyor. Özellikle Erbil, bu kalkınmanın merkezinde yer alıyor ve bazıları tarafından “Yeni Dubai” olarak anılmaya başlanıyor. Bunda Türkiye’nin ve Türk şirketlerinin payı büyük.

Bölgede kayıtlı olan 3 binin üzerindeki yabancı firmanın yarısından fazlası Türk şirketi. Bu durum, Türkiye’nin bölgede ticari ve yatırım anlamında güçlü bir varlık gösterdiğinin en somut kanıtı.  Yüksek katlı rezidanslar, lüks oteller, alışveriş merkezleri ve modern ofis binaları, Erbil’in hızla gelişen şehrin siluetini şekillendiriyor. Türk inşaat şirketleri bu projelerin büyük bir kısmını üstlenerek şehrin modernleşmesine katkıda bulunuyor. Özellikle havaalanı genişletme projeleri, yeni yollar ve köprüler gibi altyapı yatırımları şehri uluslararası standartlara taşıyor. Türkiye’nin girişimiyle Süveyş Kanalı’na bir alternatif olarak yapılması planlanan 1200 kilometrelik Türkiye’yi Basra Körfezi’ndeki Faw Limanı’na bağlayacak Kalkınma Yolu Projesi de bölgeye yeni bir dinamizm kazandırma potansiyeli taşıyor.

Ancak kimle konuşsam DAEŞ’in 2014-2017 yılları arasında bölgede estirdiği terör eylemleri ve katliamlar yüzünden “Yeni Dubai” projesinin en az 20 yıl geride kaldığını söylemekte.

Amerika Birleşik Devletlerinin dünyadaki en büyük konsolosluk binasını inşa ettiği kente ve bölgeye parayı ve yatırımları çeken en büyük unsurlardan biri ise kuşkusuz üzerine oturduğu petrol ve gaz rezervleri. Erbil’in kokusu ne derseniz hiç kuşkusuz petrol kuyularından çevreye yayılan keskin petrol kokusu diyebilirim. Bölgede 3 milyar metreküp’ün üzerinde doğalgaz rezervi ve zengin petrol yatakları bulunmakta. Bu miktarın Avrupa Birliği’ndeki tüm ülkelerin 50 yıllık gaz ihtiyacını karşılayabileceği iddia ediliyor.

Suriye ve Türkiye Kürtleri Ticari Ahlakı Bozdu”

Erbil’in nabzını tutmak için 200 yıllık geçmişi olan tarihi Kayseri Çarşısı’na gidiyorum. Çarşı esnafı çoğunlukla Türkmen kökenli. Osmanlı zamanında Türkmenler şehirli, esnaflık yapar Kürtler ise genelde kırsalda tarım ve hayvancılıkla uğraşırmış. Mimarisiyle İstanbul’daki Kapalıçarşı’yı andıran çarşının çevresi her türden sokak yemekleri satan el arabaları ve çay içilen, nargile çekilen kafelerle dolu. Çoğunluk genç ve erkek. Taburelere oturmuşlar, kavrulmuş ay çekirdiklerini çitleyip, kömür ateşinde hazırlanan ve bol şekerli olarak servis edilen çaylarını içiyorlar.  Kadınlar daha çok kentin yeni inşa edilen AVM’lerinde ve modern kafelerinde. Çarşıya bakan kafelerden birine oturuyorum, arka tarafımda ise iddialara göre 5000 bin yıllık tarihi olan Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Erbil Kalesi var. Bir yandan çayımı içerken bir yandan da meydanı gözlüyor, insanlarla konuşuyorum. Kimiyle Türkçe kimiyle de rehberim aracılığıyla iletişim kuruyorum. Burası sözün senet olduğu, dükkanların, malların Allah’a emanet bırakıldığı bir kültürden geliyor. Çarşı esnafı dürüst, yabancı turisti kazıklamak şöyle dursun ona bir miktar iltimas bile geçiyor. Akşam oldu mu esnaf tezgâhın üstüne üstün körü bir şey atıp gidiyor. Konuştuğum bir esnaf burada çantanızı, paranızı kaybetseniz yarın gelir bulursunuz diyor. Ancak kentin eskileri son yıllarda Türkiye’den ve Suriye’den gelen Kürtlerden şikayetçiler. Onların ticaret ahlakını beğenmiyorlar. Bu serzenişlerin benzerlerini yıllar önce Kıbrıs’a yaptığım bir gezi sırasında yerel halktan dinlemiştim. Yabancı her zaman her yerde geleneksel düzeni bozan olarak görülüyor. Doğru ya da yanlış.

14 yıldır Erbil’de bir Türk firmasında çalışan 48 yaşında Silopili biri söz alıyor. Kürtçe konuştuğu, aynı kültürü paylaştığı için burada yaşamanın kendisi için çok kolay olduğunu ama iş hayatının ve bürokrasinin Türkiye’den çok farklı olduğunu söylüyor. “Burada bir iş yaptığınızda protokol hazırlıyorsunuz, işleri kağıda dökmek istiyorsunuz. Karşı taraf bunu kendisine karşı saygısızlık olarak görüyor. Çünkü söz vermek zaten en büyük teminat olarak görülüyor.” Firmalar kapitalist pazarda büyüdükçe, bürokrasi geliştikçe muhtemelen bu mantık da zaman içinde değişecek. IKBY’de bir yabancı için ikinci büyük sorun ise bürokrasi. İşler oturmuş kurallardan çok aile, aşiret ilişkileriyle döndüğü iddia ediliyor. “Adamı olan her yerde her işini kolaylıkla hallediyor”.

Türkiye Sevgisi

Yüzünü Batıya doğru çeviren Kürt Yönetim Bölgesi için Türkiye’nin özel bir anlamı var. Sokaktaki sıradan insan İran’ın bölgedeki etkinliğinden memnun değil.  Bağdat’ın Anayasa ile kazanılan özerklik haklarını her gün budamaya çalışması, Kerkük’ün konumu (IKBY, Kerkük’ü resmi başkent sayıyor ama burada kontrolü yok), petrol ve gümrük gelirlerinin paylaşımı, kamu personelinin maaşlarını çeşitli gerekçelerle zamanında ödenmemesi sıkıntılara neden oluyor. “Yarın öbür gün Bağdat ve Ankara arasında bir seçim yapmak zorunda kalsanız hangisini seçersiniz?” soruma istisnasız herkes Ankara diyor. Türkiye’yi Batıya açılan bir kapı, örnek bir model olarak görüyorlar. 30’lu yaşlarda Türkçeyi anlayabilen bir genç “Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesini istiyoruz. Böylece Avrupa’ya sınırdaş olabiliriz” diyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde iki oğlu mühendis olarak çalışan bir iş adamıyla konuşuyorum: “Bütün Amerika İstanbul’un bir Taksim’i etmez. 6 ay orada kaldım içim sıkıldı. Türkiye, İstanbul bambaşka” şeklinde düşüncelerini ifade ediyor. Türkiye, özellikle İstanbul bölgede yaşayan birçok insan için dünyanın merkezi.

Vize Sorunu

Türkiye ile Irak arasında seyahatlerde vize alma zorunluluğu var. Ancak IKBY Türkiye vatandaşlarını sınır kapılarından vizesiz olarak kendi yönetim bölgesine kabul ediyor. Buna karşılık Irak vatandaşı olan Kürt Bölgesi halkı Türkiye’ye vizesiz giremiyor. Konuştuğum kişiler vize alma şartlarının özellikle gençler için çok zor olduğunu aynı Avrupa Birliği ülkelerinin Türk vatandaşlarına gösterdiği zorlukların Türkiye tarafından kendilerine çıkarıldığını iddia ediyorlar. Kardeşler arasında böyle bir ilişkinin olmaması gerektiğini bölgede etkili olmaya çalışan İran’ın Irak vatandaşlarına vize uygulamasını kaldırdığını söylüyorlar.

Türkçe Bilmek Büyük Avantaj

Kürt yönetim bölgesinde Türkçe bilmek en büyük iş garantilerinden biri. Türkoloji bölümünü bitiren ve Erbil’de yaşayan 35 yaşındaki bir iş insanıyla konuşuyorum. Üniversiteye başlayana kadar tek kelime Türkçe bilmiyormuş. Şimdi aksansız İstanbul ağzıyla konuşuyor. Her yıl Selahattin Üniversitesi Türk dili bölümünden 60 kişinin mezun olduğunu mezunların hepsinin Türkiye ile işi yapan firmalar tarafından havada kapıldığını söylüyor. Mezunların bir kısmı ise okullarda Türkçe öğretmeni olarak çalışıyor. Duhok’ta gümrük işleriyle uğraşan 3 çocuk babası bir başka iş insanı ise çocuklarını Türkçe ve İngilizce yabancı dilinde eğitim veren liselerde okuttuğunu söylüyor. Bu sayede çocuklarının ticarette her zaman önlerinin açık olacağına inanıyor.

Sokaklar Lüks Araba Cenneti

Verginin neredeyse olmadığı Irak Kürt Yönetim Bölgesi’nde özellikle lüks tüketim ürünlerinin fiyatı Türkiye ile karşılaştırılınca çok ucuz kalıyor. Telefonlar neredeyse yarı fiyatına, otomobiller ise Türkiye’nin üçte bir fiyatında. Hal böyle olunca ellerde son çıkan telefonlar, sokaklarda ise bir kısmı Türkiye’de dahi olmayan lüks otomobiller, dört çekerli devasa araçlar boy gösteriyor. Yollar geniş, asfaltlar düz, otomobiller son model ama araçlar pek hız yapamıyor. Zira karayollarında çok sıkı radarlarla hız denetimleri uygulanıyor ve cezalar çok ağır.

Ufukta Latin Harfleri Gözüküyor

Kürt Bölgesinde otoyollarda dikkati çeken bir başka unsur ise motorlu taşıt plakalarının Latin harfli olması. Arap alfabesinin kullanıldığı Irak’ta Kürt bölgesi yaklaşık iki yıldır bu özelliğiyle ayrışıyor. Birçok resmi kurumda, polis araçlarında, dükkanda Latin harflerinin kullanılması dikkat çekiyor. Batı dünyası ile bütünleşme çabasında olan Kürt bölgesinin Türkiye gibi bir harf devrimi yapması ileride sürpriz olmayacak.

Dubai Yolunda Türkiye’nin Desteği Şart

Erbil’de geçirdiğim bu kısa süre zarfında, bölgenin ne kadar hızlı bir şekilde modernleştiğini ve geliştiğini gözlemleme fırsatım oldu. Halkın Türkiye’ye duyduğu ilgi ve sevgi, bölgenin kalkınmasında ve modernleşmesinde önemli bir rol oynamış. Ekonomik büyüme, altyapı yatırımları ve güvenlik tedbirleri sayesinde Erbil, bölgede örnek bir şehir haline gelmiş. Ancak kültürel ve sosyal farklılıklar, bürokratik engeller ve dış tehditler gibi zorluklar da halen mevcut. Tüm bu unsurlar, Erbil’in gelecekte nasıl şekilleneceğini belirleyecek önemli faktörler olarak karşımıza çıkıyor. Bölge, sahip olduğu potansiyelle yeni bir Dubai olma yolunda ilerlerken, Türkiye’nin de desteğiyle bu hedefe ulaşması hiç de uzak görünmüyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.